23 Ocak 2008 Çarşamba

İSTANBUL BOGAZI







Yazan: Orhan Veli Kanıkİstanbul’u Dinliyorum Şiiri
İstanbul’u Dinliyorumİstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;Önce hafiften bir rüzgar esiyor;Yavaş yavaş sallanıyorYapraklar ağaçlarda;Uzaklarda, çok uzaklardaSucuların hiç durmayan çıngırakları;İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;Kuşlar geçiyor derkenYükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık;Ağlar çekiliyor dalyanlarda;Bir kadının suya değiyor ayakları;İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;Serin serin Kapalıçarşı,Cıvıl cıvıl MahmutpaşaGüvercin dolu avlular,Çekiç sesleri geliyor doklardanGüzelim bahar rüzgarında ter kokuları;İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalıBaşında eski alemlerin sarhoşluğu,Loş kayıkhaneleriyle bir yalıDinmiş lodosların uğultusu içinde.İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;Bir yosma geçiyor kaldırımdan.Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.Bir şey düşüyor elinden yere;Bir gül olmalı.İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;Bir kuş çırpınıyor eteklerinde.Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorumBeyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasındanKalbinin vuruşundan anlıyorum;İstanbul’u dinliyorum.

İSTANBUL DOLMABAHÇE SARAYI




Dolmabahçe Sarayı’nın bugün bulunduğu alan, bundan dört yüzyıl öncesine kadar Osmanlı Kaptan-ı Derya’sının gemileri demirlediği, Boğaziçi’nin büyük bir koyuydu.
Cumhuriyet döneminde, Atatürk’ün İstanbul ziyaretlerinde ikametgâh olarak kullanılan sarayda en önemli olay 1938’de Atatürk’ün ölümüdür. Halkın ziyaretine açık tutulan Atatürk’ün naşı buradan Ankara’ya gönderilmişti. Halen saraydaki saatler bu büyük Türk’ün anısına ölüm saatinde durdurulmuştur. Dolmabahçe sarayı haftanın belirli günlerinde ziyarete açık olup, görülmesi şart olan İstanbul hazinelerinden bir diğeridir.Dolmabahçe Sarayı’nda Muayede Salonundan sonra geçilen ve bu gün (Hususi Daire) adıyla tanınan bölümün denize bakan yönündeki dördüncü oda, Atatürk’ün hayata gözlerin kapadığı tarihi bir oda olarak, bütün eşyasıyla bir müze halindedir.

İSTANBUL KIZ KULESİ


İstanbul’un ve Üsküdar’ın sembolü haline gelen Kız Kulesi; yalnızlığın, aşkın ve ulaşılmazlığın da sembolü olmuştur. Kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına ve yapayalnızdır. Kız Kulesi, Asya ile Avrupa’nın keşiştiği bir noktada yer alır. Boğazın ortasına bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Tarihi yarımadayi Üsküdar kıyılarından seyretmeyi sevenler, İstanbul panoramasının Kız Kulesi’yle nasıl bir renk ve canlılık kazandığını bilirler. Tarihin eski dönemlerinden beri bilinen bir mevki olan Kız Kulesi, sadece estetik zerafetiyle değil, efsaneleri ve anılarıyla da İstanbul’u zenginleştiriyor.
Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, ziyarteçilerini lezzetli yemekler ve içecekler eşliğinde zaman geçirebileceği bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız Kulesin’de; kahvaltı, Fast Food tarzı yiyeceklerin yanı sıra asma katta belirli saatlerde yemek servisi alabiliyorsunuz. Kız Kulesi’ne ulaşım Salacak ve Ortaköy’den sandallarla yapılmaktadır.

İSTANBUL ÇIRAGAN SARAYI


Çırağan Sarayı, İstanbul’un Beşiktaş ilçesindeki Çırağan Caddesi üzerinde bulunan tarihi saraydır. Eski Osmanlı Sultanları’nın Sarayı olan mekan tarihin ihtişamı ile modern teknolojinin birleşmesinin en güzel örneğidir. Hikayesi Sultan II. Mahmut ile başlayan, Sultan Abdülmecid tarafından tekrar inşa ettirilen, 1910’da çıkan yangınla tarihe karışan saray, yıllar boyunca Osmanlı sultan ve sadrazamlarına ev sahipliği yapmıştır.
Haliç ve Boğaziçinin en güzel yerleri sultanlar ve önemli kişilere saray ve köşkleri için tahsis edilmişti. Zaman içinde bunların bir çoğu yok olmuştur. Büyük bir saray olan Çırağan’da 1910 yılında sebebi tam olarak bilinmeyen bir yangın ortaya çıkmıştır. Önceki bir ahşap sarayın yerinde 1871 yIında Sultan Abdülaziz tarafından Saray Mimar Serkis Balyan’a yaptırılmıştı. Dört yılda dört milyon altına mal olan yapının ara bölme ve tavanı ahşap, duvarlarda mermer kaplıydı. Taş işçiliğinin üstün örnekleri sütunları, zengin döşenmiş mekanlar tamamlardı. Odalar nadide halılarla, mobilyalar altın yaldızlar ve sedef kalem işleri ile süslüydü. Boğaziçi’nin diğer sarayları gibi Çırağan da birçok önemli toplantıya mekan olmuştu. Renkli mermerle süslenmiş cepheleri, abidevi kapıları vardı ve arka sırtlardaki Yıldız Sarayına bir köprü ile bağlanmıştı. Cadde tarafı yüksek duvarlar ile çevriliydi.
Yıllar boyu harabe halinde duran kalıntı büyük tamirler sonunda yeniden ihya olmuş, yanına ilave edilen eklentiler ile 5 yıldızlı, güzel bir otele dönüştürülmüştür. 1987 yılında, otel olarak kullanılmak amacıyla yabancı bir şirket tarafından restorasyonuna başlanır. Ayrıca sarayın bahçesine de modern bloklar oturtulur. 1992 yılında hizmete açılan saray , halen bu işlevine devam etmektedir. Bahçesinde süs havuzu, iskele ve helikopter pisti bulunmaktadır. Günümüzde birçok sosyal aktiviteye ev sahipliği yapmaktadır. Günümüzde İstanbul’un en ihtişamlı sosyal organizasyonlarına ve düğünlerine imza atmaktadır.

İSTANBUL GALATA KULESİ


İstanbul’u ilk kez ziyaret ediyorsanız, bu muhteşem yapıdan boğazı seyretmeden şehirden ayrılmayın. Kuleden İstanbul’un doyumsuz manzarasını mutlaka seyredin ve bir kez daha bu kıtaların buluştuğu şehre aşık olun.Galata Kulesi 1384 yılında Galata denen Ceneviz kolonisinin surları arasındaki en yüksek noktaya yapıldı. Limanı ve şehri gözetlemek gayesi ile kurulan kule değişik amaçlarda asırlarca kullanılmıştır. Kule bodrumuyla birlikte 61m yüksekliğinde ve 12 katlıdır.
Günümüzde asansör ile çıkılan kulenin üst iki katı restaurant ve gece kulübü olarak organize edilmiştir. Galata Kulesine gelen ziyaretçiler sadece manzarayı seyretmekle kalmayıp isterlerse oryantal dansözler, folklor ekipleri ve şarkıcılar eşliğinde yemeklerini afiyetle tadabilirler. Galata Kulesinden boğazın, Haliç’in ve şehrin mükemmel panaroması izlenebilmektedir.
İstanbul’un en eski ve en güzel kulelerinden biri olan GalataKulesi Bizans İmparatoru Justinianus’un hükümdarlığı sırasında 528 yılında inşa edilmiştir. 13. Yüzyılda Cenevizliler tarafından kullanıldı. 1453′de İstanbul fethedildiğinde Türklerin eline geçti. Restoranında sadece lezzetli TÜrk ve Uluslararası mutfağın tadına bakmakla kalmayıp aynı zamanda boğazın ve şehrin harika manzarasınında zevkine varacaksınız. Gece kulübünde Türk Halk oyunları ve göbek dansını izleyerek geçireceğiniz bir geceyi asla unutamayacaksınız.

İSTANBUL MISIR ÇARSISI




İstanbul’u ilk kez ziyaret ediyorsanız, mutlaka uğramanız gereken yerlerin başında Mısır Çarşısı olduğunu düşünüyoruz. Sadece yerli turistlerin değil ayrıca İstanbul’u ziyarete gelen yabancı turistlerin de mutlaka uğradıkları mekândır. Bundan dolayıdır ki Mısır Çarşısı’nda çalışan bir çok kişi turistlerle pazarlık yapabilecek seviyede 3-4 yabancı dil konuşmayı iyi bilir. Çarşı, 1691 ve 1940 yıllarında geçirdiği iki büyük yangından sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek son haline kavuşmuştur.Mısır Çarşısı Eminönü’nde, Yeni Cami’nin arkasında ve Çiçek Pazarı’nın yanında yer alır. İstanbul’un en eski kapalı çarşılarından olan Mısır Çarşısı 1660 yılında Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Aktarlarıyla meşhur bu çarşıda halen meze, kuru yemiş, bitki, şifalı ot, zeytin ve peynir çeşitleri, kurutulmuş meyve, pestil, el sanatları ve giyim eşyası satanlar çarşı esnafını oluşturuyor.

İSTANBUL KAPALIÇARSI


Doğu’yla Batı’nın Buluştuğu Çarşı
Tarihi yarımadaya yayılmış asırlık bir çınara benzer Kapalıçarşı. Yangınlar ve depremlerle defalarca harap olmuş ancak her defasında dirilmesini bilmiştir. Bugün devasa alış veriş merkezleriyle rekabet etmeye çalışan çarşı, bir çekim merkezi olmayı sürdürüyor.
Mimarisi, kapladığı devasa alan, dükkanlarının sayısı ve etkileyici atmosferiyle pek çok Doğu ülkesinde karşımıza çıkan çarşıların ilham kaynağıdır Kapalıçarşı. Nuruosmaniye ile Beyazıt’ı birbirine bağlayan iki ana kapı ve onlarca ara sokaktan oluşan İstanbul’un bu 4 asırlık çarşısı, yerli ve yabancı turistler için her zaman çekim merkezi olmayı sürdürüyor.
Işıl ışıl devasa bir labirenti andırır Kapalıçarşı. Yönlendirme levhaları vardır ama yolunuzu kaybetmeniz içten bile değildir. Günümüzde kuyumcularla ve halıcılarla özdeşleşen, canlılığını hiç kaybetmeyen çarşının imajı aslında turistlerin nezrinde pek de iyi değildir. Bazı esnafların turistlere “yolunacak kaz” muamelesi yapması bunda en önemli etken kuşkusuz. Hatta bu konu turistlerin şehir rehberlerine kadar girmekte, Kapalıçarşı’dan alış veriş yapmamaları konusunda uyarılmaktadırlar. Birbiri ardına açılan modern alış veriş merkezleri de çarşının kan kaybetme nedenlerinden biridir. Tüm bunlara karşın Kapalıçarşı günün her saatinde hareketli ve kalabalıktır. Esnaf, kimisi alış veriş çoğuysa dolaşmak için gelen ziyaretçileri ısrarlı olarak kendi mağazasına çekmeye çalışır. Türkiye’de elde imal edilen ve ihracatı yapılan hemen her şeyi bulmak mümkündür. El halıları, mücevherler, gümüşten yapılmış eserler, bakır, bronz hediyelik, dekoratif eşyalar, seramik, deri ürünleri ve Türkiye hatıraları, kısacası geleneksel Türk sanatının en güzel örneklerini zengin bir koleksiyon içinde bulmak mümkündür. Zaman içinde dükkanların büyük bölümü fonksiyon değişikliğine uğramıştır. Örneğin yorgancılar, terlikçiler, fesçiler gibi meslek grupları sadece sokak ismi olarak hatırlarda kalmıştır.
Bugün büyük bölümü kuyumcu ve halıcı dükkanlarından oluşan bu devasa çarşıyı oluşturan iki önemli bölüm bulunuyor: İç bedesten ve yeni bedesten. Fatih döneminde inşa edilen iç bedesten, cevahir bedesteni olarak da anılır, iki dizi kalın ayağı bağlayan tuğla kemerlere oturan on beş kubbeyle örtülü, büyük kâgir bir çarşıdır ve yapını çekirdeğini oluşturur. İç bedestenden Doğu’ya doğru ilerlediğinizde, yeni bedesten çıkar karşınıza. İşte burası Osmanlı’nın ilk anıtsal yapılarından biridir ve sandal bedesteni diye de anılır. Nedeni, “sandal” diye tabir edilen değerli kumaşların burada dokunuyor olmasıdır. Yazılı kaynaklara bakılırsa bu iki yapının çevresindeki ahşap dükkânlar ve aralarındaki yollar kâgir tonozlarla örtülüp, yan sokaklar da kapatılarak birleştirilmiş. Bu birleşmeyle çarşının kapasitesi artmış. İki bedestenle birlikte toplam 4 bin 399 dükkân, 2 bin 195 dolap, 1 han, 1 cami, 10 mescit, 16 çeşme, 2 şadırvan, 1 sebil, 1 kuyu, 1 türbe ve değişik esnaf gruplarının yer aldığı 24 han ortaya çıkmış. Çarşı, 1701-1702 yıllarında büyük bir yangınla tahrip olmuş. Ancak hemen ardından dükkanlar kâgir tonozlarla örtülerek yeniden inşa edilmiş. Büyük 1894 Depremi ise çarşıya ağır bir darbe vurmuş. Yıkılan yerler, Sultan II. Abdülhamit tarafından onarılmış. Yangınlar çarşının peşini hiç bırakmaz. Bu kez de 1943 ve 1954 yıllarında yangınlar olur, kapsamlı bir onarım ancak 1980’den sonra gerçekleşir. Bu sayede kalem işleri yeniden elden geçirilir. Çarşı içinde esnafına ait duvarlar boyunca dolap ya da sandık denen odalar yer alır. Bunun nedeniyse, eskiden devlet önde gelenlerinin ve zenginlerin değerli eşyasını ve paralarını buralarda saklanmasıdır. Doğu’nun bu en büyük çarşısının doğal olarak pek çok pek çok girişi ve kapısı bulunuyor. Kapılar, hala eski adlarıyla anılıyor; kuzeye bakanı Sahaflar, güneyi Takkeciler, doğudaki Kuyumcular ve batıya açılanı ise Zenneciler olarak…
Kapalıçarşı edebiyata, sanata defalarca konu olmuştur. Orhan Veli’nin “Kapalıçarşı” adlı unutulmaz dizeleri, bu çarşıyı belki de en iyi ifade eden dizelerdir. Eminim tekrar tekrar görmüş olsanız bile bu şiiri okuduğunu da çarşının kokusu ve otantik dokusu gözünüzün önüne gelecek ve sizi kendine buyur edecektir…
Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,Sandık odalarında;Senin de dükkanın öyle kokar işte.Ablamı tanımazsın,Hürriyette gelin olacaktı, yaşasaydı;Bu teller onun telleri,Bu duvak onun duvağı işte.Ya bu camlardaki kadınlar?Bu mavi mavi,Bu yeşil yeşil fistanlı…Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?Ya şu pembezar gömlek?Onun da bir hikayesi yok mu?Kapalı Çarşı deyip de geçme;Kapalı Çarşı,Kapalı kutu